Ana Sayfa > Güncel, GENEL, Gizli Guçler, Haberler, İsrailin Büyük Oyunu Dünya Projesi > İSRAİL’İN GAP SENARYOSU..! Ülkemiz Üzerinde Oynanan Su Oyunu

İSRAİL’İN GAP SENARYOSU..! Ülkemiz Üzerinde Oynanan Su Oyunu

Minareden atlayan çocuklar,kimi insanların koltuğunu zıplatan bu görüntünün hemen ardından,çocukların aslında suya atladıklarını görmek,ilk zamanlar şaşırtıcı gelmişti herkese.

Bu garip görüntünün ardındaki gerçek,on yıllardır suya hasret toprakların suyla buluştuğunun resmiydi aslında. Ama artık bu görüntünün memleketimizde ilgi çekici bir yanı kalmadı. Çünkü Halfeti’nin su altında kalan camiinin minaresinden atlayıp serinleyen çocuklara hepimiz alıştık.

Değerli okuyucularım; Ne var ki artık bu görüntünün ardında başka bir tablo var. Ve o tablo şimdilerde ‘ Gizli ‘ raporların sayfalarında yer alıyor. Nedeni o görüntüdeki suyun,yabancılar için çok şeyler ifade etmesi.

İştahı kabaranlar ise özellikle ‘ su sorunu ‘ yaşayan Ortadoğu ülkeleri. Hatta adını açıkça yazmakta sakınca yok,raporlara göre en çok iştahı olan da İsrail.

Değerli okurlarım; Gizli raporlardan biri bir sivil toplum kuruluşuna ait. Ayrıntılı rapor,GAP Bölgesi’nde Yahudi kökenli 60 Türk vatandaşının,adam başı 5 bin ila 10 bin dönüm büyüklüğünde arazi satın aldıklarının altını çiziyor.

Toplam 450 bin dönüm civarındaki bu arazilerin asıl sahiplerinin ise bölgede çalışan İsrailliler olduğuna işaret ediliyor. Rapordaki bu çarpıcı bilginin ayrıntılarında,arazileri satın alan kişilerin maddi durumlarının asla buna yetmediğini dikkat çekiliyor. Bu tespiti bazı İsrailli işadamlarının daha doğrusu işadamı görünümündeki kişilerin paranın kaynağı oldukları istihbaratı izliyor. Kaynağın adresi ise istihbarata göre İstanbul.

Bunca gizli bilginin birde aleni boyutu var. Oda bugün Şanlıurfa’da cümle alemin bu tabloyu konuştuğu gerçeği. İsrailliler’in toprak alımının bu denli açığa çıkmış olmasının nedeni kuşkusuz toprak sahiplerine teklifler götürülmüş olması.

Öyle ki raporların birinde Sn.Sedat Bucak’a da teklif gittiği ancak Sn.Bucak’ın kesin bir dille teklifi red ettiği bilgisine dahi yer veriliyor. Ne var ki Sn.Sedat Bucak bu konudaki sorulan soruların hiçbirini yanıtlamıyor.

Arazi satın alma operasyonu raporlardaki belirlemelere göre ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzasını kapsıyor.

Adıyaman,Batman,Diyarbakır,Gaziantep,Kilis,Mardin,Siirt,Şanlıurfa ve Şırnak hedefdeki öncelikli iller olarak belirtiliyor. YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ =

Bölgenin yüzölçümü 75 bin 358 kilometre kare…

Yani Türkiye’nin onda biri. Bugüne kadar alımı gerçekleştirilen toprakların yüzölçümü yaklaşık 413 kilometre kare.

Bir başka deyişle İstanbul’un yarısından fazlası toprak İsrailliler tarafından bugün satın alınmış durumda ancak yine de tapuların üzerinde ‘ şimdilik ‘ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının isimleri yazıyor.

Ortadoğu’da bu toprakların bu bölümü benim diyerek Filistin’i bir köşeye sıkıştıran İsrail’in bu kez çağın koşullarına ayak uydurarak önümüzdeki 30 yıllık süreç içinde Türkiye’de aynı tabloyu uygulayacağı gizli rapora yansıyan başlıca endişe olarak ifade ediliyor.

Suyla birlikte Güneydoğuya giren ve tarım tecrübesini paylaşmak istediğini söyleyen İsrail’in gerçekte suyun ve bugünlerde ‘ adı var kendi yok gibi gösterilen ‘ bölgedeki petrolün kontrolünü ele geçirmek için arazi satın aldırdığı,aynı gizli raporun temel kaygısını oluşturuyor.

Raporda GAP Bölgesi’nde 1998 yılında başlayan dikkat çekici faaliyetler ve isimler sıralanıyor. Ticari faaliyetler ve iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında gerçekleştirilen ziyaretlerin içinden ayıkladığım ve değerli okurlarım sizlerle paylaşmak zorunda olduğumu hissettiğim bazı başlıklar ve isimler şöyledir.

Genel merkezi İsrail’de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Joseph Dloomy ve Su Kaynaklarını Geliştirme Müdürü Shalom Harel,GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek amacıyla Şanlıurfa ve Mardin illerini sık sık ziyaret ettiği,şu ana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldığı,bir bu kadar da şirketin de pazarlıklar yaptığı kaydediliyor.

Ayrıca toprak satın alan ve talepte bulunan İsrailli firmaların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde olması da bir başka önemli unsurdur.

Bu isim ve başlıkların hemen ardından yine dikkat çekici bir dizi ziyaretin de raporun satırbaşları arasında yer alıyor.

1998 yılı sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman’ın Türkiye’ye gelip gezisinin önemli bir bölümünü GAP’a ayırmasını kayda değer bulan raporda bakınız şu yorumda yer almaktadır:

‘ 28 Ağustos 2000’de Ankara’nın bu sefer ki misafiri İsrail Başbakanı Ehud Barak’tı. Her ne kadar geliş nedeni Ortadoğu barışı ise de Barak basın toplantısında ‘ GAP’taki 6 ihaleye talibiz ‘ cümlesini sözlerinin arasına sıkıştırması anlamlıdır. ‘

Çalışmaların ticari faaliyet şemsiyesi altında yapıldığını anlatan raporda bu tablo bakınız şu cümlelerle anlatılıyor:

‘ GAP’ta aleminyum sulama boru ve ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-İsrail yatırımı hususunda girişimlerde söz konusu,bunun yanı sıra seracılık,tarımsal mekanizasyon müşterek çiftlikler kurulması yolunda işbirliği çalışmaları da sürdürülüyor. ‘

Dünyanın ünlü para simsarı George Soros’un ortağı ve Şubat 1999’da ‘ Milenyum GLK ‘ adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers içinde GAP Bölgesi çok şeyler ifade ediyor.

Yahudi kökenli Jim Rogers eşi Paige Parker ile gerçekleştirdiği Türkiye gezisinde,Türk medyası 500 bin dolar değerindeki özel yapım aracına büyük yer vermişti. Rogers o günlerde internetteki veb sitesinde International Herald Tribune gazetesinde yayınlanan makalesine de yer vermiş ve bu makalesinde Yahudi kökenli ABD vatandaşlarını GAP Bölgesi’nde arazi satın almaya davet etmiştir.

Değerli okurlarım; Rapor bu sabırlı çağrıların bugün yavaş yavaş hayata geçtiğini ortaya koyuyor. Bugünün koşullarında artık Maraş’ı Kahraman,Urfa’yı Şanlı,Antep’i Gazi yapan tablolar rafa kalkmış durumda gözüküyor,anlaşılan o ki savaşlar artık cephelerden önce tapu dairelerinde veriliyor.

Rapora göre buradaki sistem nasıl işliyor? Sorusuna bakınız rapor İsrailli işadamı veya görevlilerin izledikleri yöntemleri ayrıntılarıyla şu şekilde ortaya koyuyor:

‘ İstihbaratlar’a göre ilk iş bölgede ekonomik zorluk çeken aşiret reisleri tespit ediliyor. Ardından aracılar devreye sokuluyor. Buradaki topraklarda gelecek gören Yahudiler bir yerine beş vererek Şanlıurfa ve Mardin’de Yahudi kökenli Türk vatandaşları aracılığıyla arazi satın alımlarına başlamışlardır. Hatta bu konuda Şanlıurfa yöresinde adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bölgede bulunan Süryaniler de Kızıltepe’de arazi alımlarına yardım etmektedirler.

Son yıllarda İsrail’in GAP ve Güneydoğunun kutsal mukaddes ve bereketli topraklar üzerindeki emel ve niyetleri açığa kavuşmuştur. Türkiye ve İsrail hükümetleri arasında faiz kredili ve içeriği net açıklanmayan kredi süresi,faiz oranı ve buna benzer belli olmayan 1 milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması,Türkiye’nin bağımsız,hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına vurulan en büyük darbedir.

Bu firmalar haham gözetiminde noterle ekonomik ve ticari ahlaka ve uluslararası prensip ve şartlara uymayan uzun vadeli bir sömürge taktiğidir. İsrailli işadamları rolündeki görevliler bölgede görevli kamu personeline ‘ hizmet içi eğitim ‘ kapsamında tertipledikleri gezilerle İsrail’e götürmektedir. İsrail’e yapılan bu gezilere özellikle yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük toprak sahiplerini,öğretim üyelerini,bürokratları,mahalli gazete sahiplerini ve çalışanlarını,ziraat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenen önemli bazı şahısları dahil etmektedir.

İsrail şirketleri bazı gübre bayiliklerini,yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları şahıslar ile temasta kendi kuruluşları gibi kullanmaktadır. İsrailli işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorluğu içinde olan hatta Ziraat Bankası’na borçları bulunan toprak sahibi ve çiftçiler ile yakından ilgilenmektedir.

Özellikle basınçlı sulama teknolojisi ve slaj mısır (yemlik mısır) üretimindeki uygulamalarını,üretimde pay sahibi olmak için yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Mardin Kızıltepe’den Şanlıurfa Harran’a kadar binlerce dönüm arazi bu amaçla kullanılmaktadır. Susuz ve taşlık bir bölge olan Karacadağ’da toprak alma ve kiralama girişiminde bulunan İsrailli şirket yetkilileri özellikle Türkmen aşiretlerin olumsuz cevapları ile karşılaşmıştır.

Bazı Türkmen aşiretlerine 50 bin dönüm kıraç arazisinin 15 yıllık kirası peşin verilmek dahi istenmiştir. Önümüzdeki 10 yılın sonunda dünyanın en gelişmiş seralarının yer alacağı planlanan Şanlıurfa Karaali’de halen üretim yapan seralarda bazılarının İsrailli şirketlerle ortak olduğu ve bu bölgede İsrail’in yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir. ‘

Evet değerli okurlarım; Gizli raporda bunlar yazıyor. İçinde bulunduğumuz yıl 37. yaşını doldurmaya hazırlanan GAP’ı AKP yani daha doğru bir deyişle Recep Tayyip Erdoğan hükümeti 2010 yılında tamamlamayı planlıyor.

Ancak GAP’ın 2010 yılında tamamlanamayacağı yönündeki şüpheler ve kanaatlerde memleketimizin içinde bulunduğu ekonomik belirsizliğin devam etmesi,dış borçların alabildiğince artması Türkiye’nin elinde ve sonunda bu borçların altından kalkamayacağı ve monotoryum ilan edip borçlarını çeviremeyecek pozisyona geleceği kaçınılmaz bir hakikat iken,böyle bir ortamda,böylesine ekonomik sıkıntılar içersinde bugün boğuşan bir Türkiye’nin 2010 yılına GAP’ı yetiştiremeyeceği artık aşikar olan bir hakikattir.

Kaldı ki tüm bunlara mukabil olarak GAP kapsamında öngörülen 18 sanayi organize bölgesinden ancak 5’inin tamamlanabilmiş olması hakikati de ortada iken GAP’ın 2010 yılında tamamlanacağını söylemek hayalcilikten öte tipik bir politikacı yalancılığı ve samimiyetsizliğidir.

Değerli okurlarım; Türkiye’nin en büyük kalkınma projesi olan bu proje ile yakından ilgilenen İsrail öncelikli olarak yap-işlet-devret modeline dayalı olarak sulama ihalelerinin bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyor.

Şanlıurfa-Harran ovasının 1995 yılında sulamaya başlanmasıyla artan katma değer,İsrail’in sulama projelerine olan ilgisine dayanarak teşkil ediyor şüphesiz ki.

Resmi rakamlara göre 2005 yılı itibariyle sulamanın getirisi 122 milyon dolara yaklaşıyor. GAP genelinde ise toplam sulama getirisinin 3 milyar dolar olması hesaplanıyor.

Tüm bu gelişmelerin farkında olan İsrail,protokolü imzalanan ve yapım aşamasına gelen sulama projelerinin hayata geçmesini istiyor.

Bu projelerin en önemlisi 67 bin hektarlık alanı sulayacak olan üç aşamalı Mardin-Ceylanpınar Sulama projesidir.

Tüm bunlara ek olarak 6500 hektarlık Samsat Pompaj Sulaması 2.kısım,18 bin hektarlık Kralkızı Cazibe Sulaması 2.kısım ile 13 bin hektarlık Kralkızı-Dicle PIV Pompaj Sulaması,inşaatlarının biran önce başlatılmasını bekliyor.

Halihazırda içinde tamamlanması içinde bulunduğumuz 2006 yılına sarkan Yaylak Ovası Sulama Projesi İnşaatı da İsrail firması TAHAL’ın da bulunduğu bir ortaklık tarafından yürütülüyor. Projenin 2006 yılı içinde 30 trilyon TL.’lık ek ödeme yapılması ön görülmüş durumdadır.

Değerli okurlar; İsmini buradan yazıp açıklamayı uygun görmediğim bir TAHAL yetkilisi Yaylak Projesi ile ilgili olarak şahsıma ‘ TAHAL firmasının proje temsilciliğini yürüten biri olarak söyleyebilirim ki,bu proje sayesinde bölge halkının toplumsal ve ekonomik yapısının gelişeceğini umuyoruz. Bu büyük alan bu proje sayesinde sulu tarıma açılmış olacak ve bu oran bölge için önemli bir kazanç,İsrail firmasının bölgedeki varlığı da daha çok bu tür projelere dayanıyor. ‘ diyerek TAHAL firması olarak kendilerinin bölgenin tarımsal gelişiminde rol üstlenmek istediklerini,İsrail’de başarı sağlayan yeni tarım teknolojileri hakkında bilgi aktarımında bulunma arzusu içinde olduklarını da ifade etti.

Değerli okurlarım; Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği tarafından hazırlanan bir başka raporda İsrail’in 2005 yılı içinde 400 milyon dolarlık Türkiye’ye ihracatı mevcut ve bunun 40 milyon dolarlık kısmını tarım ürünlerinin oluşturduğu bu rakamında tüm İsrail’in tarım ihracatının yüzde 4’ünü oluşturduğu belirtiliyor.

Aynı raporda; ‘ Türk tarım ürünlerinin İsrail piyasasına girmesini sağlayacak en önemli aracın Türk-İsrail firmaları arasındaki ortak yatırımların desteklenmesidir. Özellikle İsrailli firmaların GAP’a olan yoğun ilgileri İsrail tarım teknolojisindeki üstünlüğü,İsrail de tarım sektöründe su kullanımının çok pahalı olması ve giderek tarıma daha az su ayrılması gibi nedenler dikkate alındığında Türk-İsrail firmalarının GAP Bölgesi’nde yatırımlara yönelmesi ve uzun vadeli işbirliklerine yönelmeleri daha doğru olacaktır. ‘ değerlendirmesi yapılıyor.

Değerli okurlarım; İsrail ciddi bir su sıkıntısı içersinde olduğu için tarımsal üretimde gerileme tehlikesi yaşıyor.

Kuzeyden güneye toplam 500 km.’lik bir ülke olan İsrail’in yıllık yağış miktarı 800 mm. İle 50 mm. (1 metrekareye düşen yağış miktarı) arasında değişiyor. Ülkenin güney bölümlerinin yarısından fazlası yıllık ortalama 200 mm.’den daha az yağış alıyor.

Ülkenin kuzeyinde bulunan Tiberias Gölü’nden ise yılda ortalama 400 milyon metreküp su temin ediliyor. Fakat son yıllarda gölün su seviyesinde önemli düşüşler yaşanıyor ve bu nedenle de gölden tarım alanlarına su sevki kontrol altında tutuluyor.

Bu bağlamda İsrail Su Komisyonu tarafından önümüzdeki 20 yıllık dönemde İsrail’in toplam 445 milyon m3 (metreküp) ek suya ihtiyacı olduğu hesaplanıyor.

Bu su sıkıntısı en çok pamuk ve sebze üretimini etkiliyor. Bu nedenle İsrail gıda açığını başka ülkelerdeki üretimleriyle kapamaya çalışıyor.

İsrail’in aksine GAP Bölgesi’nde su sorunu yok ve bu nedenle bölgenin sulu tarıma açılması sonrasında itici bir ürün olarak pamuk öngörülüyor. Bölgenin ülke bütçesine sağlayacağı katma değerde pamuk bir karşılaştırma aracı olarak sunuluyor.

Tüm bu hesaplamalar çerçevesinde bölgede üretilecek kütlü pamuğun 1 milyon 200 bin tona ulaşacağı hesaplanıyor. Yine bu hesaplamalara göre Türkiye üretiminin de 2 milyon ton seviyesinde olacağı öngörülüyor. Böylelikle bölgenin Türkiye üretiminin üçte birini üstleneceği belirleniyor.

Türkiye ve GAP Bölgesi’nde üretilecek olan yaklaşık 3 milyon ton kütlü pamuğun 700 bin tonunun ihraç edilmesi planlanıyor,bu durum ise İsrail’in bölgeye olan iştahını kabartıyor.

Tüm bunların dışında bölgede gübre de gerekmiyor. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olan ve çalışmalarını tarım alanında sürdüren Sn.Necdet Topçuoğlu toprağın zenginliğine dikkat çekerek ‘ Bu topraklarda fosfor kendiliğinden doğar,suyu verdiğimiz zaman fosforu öylesine güçlüdür ki gübre atmışcasına topraklardan verimli ürün alabiliyorsunuz,ayrıca bölge enerji açısından da önemli Devlet Su İşleri’nin orada yürüttüğü Birecik Barajı,Ilısu Barajı,Kargamış Barajı başta olmak üzere 13 baraj projesi var,bunlar yapıldığında hepsinin kuyruk suyu birbirine değecek ‘ diyor.

Değerli okurlarım; GAP Bölgesi’nde 1.7 milyon hektarlık alan sulanması öngörülüyor.

Ceylanpınar Tarım işletmesi,GAP sayesinde sulu tarıma açılacak olan alansal büyüklüğün dışında yer alıyor ve işletmenim yüzölçümü 175 bin hektara ulaşıyor.

Ceylanpınar bu büyüklüğüyle başta İsrail olmak üzere tüm ülkelerin ilgisini çekiyor. Dahası İsrail bu ilgisini tarım işletmesinin 500 bin dönümlük yani üçte birine denk gelen 50 bin hektarlık alan içinde verdiği işletme teklifi ile somutlandırmış durumda,İsrail’in talip olduğu alan tüm GAP Bölgesi’nde sulanması planlanan alanın 30’da birine denk geliyor ki,uzmanlar burayı aldıktan sonra bölgeden başka arazi almaya gerek kalmaz diye değerlendirme yapıyorlar.

Ceylanpınar’ın tüm büyüklüğü için verilen örnek ise neredeyse dudak uçuklatıyor,Ceylanpınar 175 bin hektarlık büyüklüğü ile Avrupa’nın 23 ülkesinden daha büyük bir alanı kapsıyor.

İsrailli yetkili Joseph Doomy tarafından hazırlanan ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne verilen yap-işlet-devret modeline dayalı şu önemli noktalar dikkat çekiyor:

‘ İsrail proje teklifi kapsamında her yıl 100 bin dönümlük alanı sulu tarıma açılmasını ve beş yıl içinde sulu tarıma açılacak alanı tamamlamayı teklif ediyor.

Bu proje kapsamında 90-100 metreden su çıkartılacağını,bu iş içinde 830 kuyu açmayı ve her 600 dönüm için bir sulama makinesi kurmayı öneriyor.

Bu yolla alanın yüzde 65’in de pamuk,yüzde 20-25’in de nohut ve tahıl,yüzde 10-15’in de patates ve sebze üretmeyi planlıyor.

Sermaye yatırımı olarak 270 milyon dolara ihtiyaç duyacağını,her yılda 45 milyon dolarlık ek bütçeye ihtiyaç olacağını belirtiyor.

Toplam sermaye ihtiyacının yüzde 38’inin su,yüzde 62’sinin ise tarımsal üretim ve pazarlama için kullanılacağı vurgulanıyor.

Proje kapsamında 1350 kişiye sürekli istihdam sağlanılacağı,projenin yaşama geçmesiyle birlikte yüzde 57’si pamuk,yüzde 36’sı patates ve sebze,yüzde 7’si nohut ve tahıl satışlarından olmak üzere 195 milyon dolarlık gelir elde edileceği öngörülüyor.

Yıllık net karın ise 46 milyon dolar olacağı öngörülüyor. İsrailliler 500 nin dönümlük alanın içinde yüzde 65’in de pamuk üretmeyi amaçladıklarını,patates ve diğer sebze üretiminde müşteri koşullarına bağlı olarak paketlenmiş yüksek kaliteli patateslerin tedariki için süpermarketler ile uzun dönemli anlaşmalar yapma önerisinde bulunuyor.

Sebze ekimiyle ilgili olarak İsrailliler,büyük oranda sebzelerin işlenmesini,konserve yapılmış,suyu alınmış,dondurulmuş ve şoklanmış ürünlerin piyasaya sunulmasını planlıyor.

Önerilen ekinlerle ilgili olarak pamuk,nohut ve fıstığın pazarlanmasının kolay olduğuna,fiyat sabitliğinin de makul seviyelerde bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Su sektörün de yapılacak yatırımın 120 milyon doları bulacağı,ziraat makineleri yatırımı için 54 milyon dolara ihtiyaç olunduğunu,idari alt yapımının kullanımı ve geliştirilmesi için ise İsrail 12 milyon dolarlık bir teklifte bulunuyor.

Bu rakam 270 milyon dolara,işletme bedeli olan 45 milyon dolarla birlikte 315 milyon dolara ulaşıyor,bu parasal yatırımın karşılığında ise yıllık olarak 195 milyon dolarlık bir gelir elde edileceği öngörülürken bu gelir kaleminde 122 milyon dolarla pamuk gelir kaleminde birinci sırada bulunuyor.

Değerli okurlarım; GAP Bölgesi’nin 2005 yılı Yatırımlarının Sektörel Dağılımı da bakınız şöyledir:

Ekonomik Sektörler:

Tarım: 230.348 milyar TL.

Madencilik: 90.690 milyar TL.

İmalat: 1.179 milyar TL.

Enerji: 118.930 milyar TL.

Ulaştırma-Haberleşme: 184.284 milyar TL.

Turizm: 1.473 milyar TL.

Toplam: 627.441 milyar TL.

Sosyal Sektörler

Eğitim-Kültür: 51.910 milyar TL.

Sağlık: 46.058 milyar TL.

Diğer Kamu Hizmetleri: 92.945 milyar TL.

Toplam: 818.354 milyar TL.

Evet değerli okurlar; GAP Bölgesi’nde oynanan oyunlar kısaca derlenip toparlanmak gerekirse böyle,birileri ne demişti; ‘ Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir. ‘ diye konuşmuştu,bu sözün anlamını bugünlerde yeniden düşünmekte fayda vardır kanaatindeyim zira değerli okurlar sizlerin geleceğini,sizlerin çocuklarınızın geleceğini,sizlerin torunlarınızın geleceğini,sizin ailenizin geleceğinin ne olacağı,ne yapılmak istendiği bütün uygulanmakta olan politikaları bir an olsun bir kenara bırakıp bu sözün anlamını düşünürseniz memleketimizin ve kendi geleceğimizin de başımıza nelerin geleceğini böylelikle daha kolay anlayabilirsiniz.

Değerli okurlar; Şunun da unutulmaması lazım bir arkadaşım ‘ Sermaye kiminse Türkiye’de artık torak onundur,Türkiye’yi kim yönetiyor? Hükümet mi? Yoksa IMF mi? ‘ demişti.

Bu sorunun cevabını sokaktaki insan bile artık biliyor. Umarım ve ümit ederim ki; Türk insanı kendi üzerinde yaşadığı bu memleketin kıymetini biliyordur,zira benim şahsen bundan artık üzüntüm ve endişem var. Maalesef Türk insanı,vatandaşlarımız kendi yaşadığı bu memleketinin kıymetini bilmiyor ve bu memleketine ve ecdadına layık olmak için yaşamını sürdürmüyor,ama yabancılar daha doğrusu ecnebiler ve elin gavuru biz Türklerin topraklarının önemini her zamankinden bizden daha iyi biliyor.

Umarım ve ümit ederim ki; Türkiye önümüzdeki şu en fazla 15-20 yıllık süreç zarfında bir iç savaşa doğru sürüklenmez ama korkarım ki elinde sonunda bu mevcut politikalar devam ettirildiği ve birilerinin kuyruğuna yapıştığımız sürece birgün olacak olanda budur. Çünkü eğer aklımızı başımıza devşirmezsek açıkçası önümüzdeki dönemde bir acı hakikat olarak bu durum karşımızda duruyor. Tabii görmesini görenler bu durumu bugünden görebiliyor,görmesini bilmeyen ve hayal aleminde içi boş ham hayallerle çok daha başka bir alemde yaşayan bir takım zavallılar ve soytarılar ise elbette ne bu durumu görebiliyor nede bu duruma kafaları basıyor.

Burada acı olan nedir biliyor musunuz? Değerli okurlar,acı olan maalesef ki bugünlerde bu zavallı ve soytarıların sesleri daha çok çıkıyor ve bu tipler her yeri daha çok parselliyor.

Umarım ve ümit ederim ki; Ödenecek bedel daha az olur,bunun için dua ediyorum ama şunu da çok iyi biliyorum ki bu memleketin ve bu memleket insanının ödeyeceği bedeller henüz daha son bulmadı,bugünlerde tek dileğim milletimin ödeyeceği bedellerin bir an önce farkına varması ve uykusundan uyanmasıdır.

Benim şahsım olarak ve çekirdek ailemin fertleri adına konuşacak olursam ki zaten buna her zaman yetkim var,bu konuda elimdeki imkanlarla yapabildiğimin azamisini vicdanen bu memleket için ne gerekiyorsa onu yaptığıma inanıyorum ve bundan sonra da üzerime herhangibi bir görev düşerse,herhangibi bir vazife verilirse nasıl ki bu memleket için,bu ay yıldızlı Türk bayrağımız için canımı vermem gerekirse bunun için hiç tereddüt etmeden,gözümü kırpmadan seve seve canımı da vereceğimi bu vesile ile tarihe kayıt düşürmek adına arz etmekten onur duyduğumu da ifade etmek isterim.

Zaten bu saatten sonra niçin yaşıyoruz ki?

Bu vatan ve bu Türk bayrağı için yaşamayacaksam,bu cumhuriyet için yaşamayacaksam,bu devletimiz için yaşayamayacaksam niçin hayatta var olayım ki?

Her zaman ki gibi,ecdadımızın söylediği son sözler gibi.

VATAN SAĞOLSUN.

About these ads
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 32 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: