Başlangıç > Nuh Gönültaş > Bilim yerine irtica araştırması yapan üniversite

Bilim yerine irtica araştırması yapan üniversite

 

prof. Dr. Cevat Akşit Hocaefendi profösörlük başvurularında dönen dolapları bakın nasıl anlatıyor:

Bütün prosedürleri tam yapayım diye profesörlüğe geç başvurmuştum. Nihayet yaptığım yayınları da yanıma alarak başvuru dilekçemi okulun sekreterliğine götürdüm. Genel sekreter; “Buyur, buyur Cevat Hocam” dedi.

Fakat iyi yayın yaptım. 26 kalem yayınım var. Gece gündüz çalıştım. Sekreter tebrik etti; “Yayınlarınızı verin Cevat Bey” dedi. Ben yayın çuvalına doğru eğildim. Eğilirken göz ucu ile fark ettim ki, sekreter oradaki bir Kimya doçentine beni işaret ederek; “bu, çember sakallı.. sarıklı..bunun işini yapmayız, hiç hazzetmem” demeye getiriyor.

Doğruldum, “buyurun” dedim, masaya çalışmaları koydum. “Ooo Cevat bey ya” dedi “26 kalem yayın yapan Profesör namzedi görmedim. Tebrik ederim ya. Hayranım falan filan” dedi. Baktım 180 derece çark ediyor.

“Git bunu sekretere ver” dedi. Gittim, verdim. “Tamam” dedi.

-Yoo tamam değil? dedim

– Ne var hocam? dedi.

Liste çıkardım. “Yukarıdaki 26 kalem eseri Doç. Dr. Cevat Akşit’ten teslim aldım. Tarih.. İmza..”

“Hocam bize güvenmiyon mu? Biz böyle bir şey yapmıyoruz” dedi.

“Yoo” dedim “sormayın, herkesin bir hobisi var ya, ben de avukatlık yaptığım için hobimdir, bir şey verdim mi, teslim makbuzu alırım. Yani size inanmamakla ilgisi yok da..”

“Yaa hocam bize güvenmiyon mu?” dedi tekrar.

“Yoo güvenme meselesi değil. Hobim bu benim yav. Bir şey veriyom, aldın mı?” dedim.

“Aldım hocam” dedi.

“Aldım deyiver oraya” dedim “hazırlamışım zaten”

Aldı bu kızdı, yazdı, imzayı çaktı.. “tamam hocam” dedi.

Orada Rektörün mührü de var. “Yaa şu yuvarlağı da vur da, güzel olsun, yakışıklı olsun” dedim.

Aldı “çaat” diye mührü de vurdu bu. “Buyur hocam” dedi. Ben yine “teşekkür ederim” dedim. Hiç kızmadım, o kızdı ama, güvenmedi bana diye..

O kağıdı aldım, cebime soktum. Ondan sonra da izin aldım. Zaten Mayıs’ta başvuruluyor. Ekim’de geliyor neticeler. Yazın için yurt dışına izin aldım. Üç ay geçti, profesör oldu-olmadı cevap yok..Gelmesi lazım halbuki..

Sekreterliği aradım; “Ben Cevat Akşit, bizim profesörlük ne oldu” dedim.

Sekreter “Ya hocam, bir ay tutma hakkımız var biliyorsun” dedi.

“Benim size vereli üç ay oldu” dedim.

Öyle deyince “O zaman gel bir bakalım” dedi.

Gittim, Rektör “Yayınlarını teslim etmemişsin, bize böyle çıkışıyorsun” deyiverdi.

Cebimden makbuzu çıkardım “Bu ne?” dedim. Baktı tabii, Sekreterin imzası var, “26 kalem yayını teslim aldım” diye.

Sapsarı oldu bu, başladı titremeye. Çünkü mühürlü olunca, resmi evrak oluyor. Resmi evrakı kaybetmek de sahteciliğe giriyor. Türk Ceza kanununa göre ağır cezalık suç.

Hemen oradaki kızlara bağırmaya başladı; “arayın, arayın” diye. Kızın biri biraz sonra geldi, dedi ki; “Efendim emir vermiştiniz, biz onları çöpe attık” dedi.

Meğer benim torbayı çöpe attıkları gün Belediye temizlik işçileri greve gitmiş. Bu tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu? Üç buçuk aydır Rektörlük binasının köşesinde harman gibi çöp olmuş ve grev devam ettiği için çöp alınmamış. Hiç kimsenin de dikkatini çekmemiş bu çöp yığını..

Gelene gidene ayıp olur da dememişler ki, kendi hademelerine de attırabilirler. O da akıllarına gelmemiş, dikkatlerini çekmemiş.

“Gidin bulun” dedi. Gittiler. Harmanın içinden benim çuvalı aldılar, geldiler. Adamın elleri titriyor. “Al kardeşim, al kardeşim” diyor. Ama hâlâ telaşlı..

“Bir suç daha işliyorsun” dedim.

“Rica ederim, ne suçu?. İşte eline veriyorum” dedi.

“Bu gizli evraktır. Gizli evrak en azından zimmetlenir” dedim. Teşekkür etti, “doğru söylüyorsun” dedi. Elden teslim ettiğine dair üzerime zimmet yaptı. “Teşekkür ederim” dedi.

Aldım, o gece Ankara’da, YÖK’e teslim ettim. Oradaki sekretere de “tesellüm makbuzu alayım” dedim. “Tabii tabii..aldık, niye vermeyelim” dedi.

Tabii hiç eksiğim yok. Hemen kurula girmiş. Masadan aradılar. “Cevat Akşit hocamız, şimdiye kadar profesörlük başvuruları içinde eksiksiz tek dosya senin dosyan. Tam kanunun gereğini yapmışsın. Biz seni Profesör yapma kararı aldık. Ama sen pekiyi derece ile İslam hukukundan doktora yapmışsın. Ticaret hukukundan ittifak ile doçent olmuşsun. İş hukukundan da öyle. Şimdi, üç sahada da uzman olduğun tespit edilmiş. Ama biz üç ünvanı birden veremiyoruz. Kanunen buna imkan yok. Acaba seni hangi ünvanla Profesör yapalım?”

Dedim ki; “Ben fıkıh hocasıyım.”

“O zaman biz sana İslam hukukunda Profesörlük unvanını veriyoruz” dediler. Bir hafta sonra tak diye geldi bizim belgeler.

Rektör benden kaçıyordu ya “Seni yanlış tanımışım” dedi. Meğer Rektör çöpe attırırken demiş ki; “Atın..Zaten yukarıdan buna hayır gelir. Yobazın teki.”

Bizim tasdik gelince “Seni yanlış anlamışım, özür dilerim” dedi.

Biz kanunlara saygılıyız, hukuka saygılıyız. Ama Müslümanız. İslam’ı özel hayatımızda yaşıyoruz. Ve de dersimizi ciddi yapıyoruz. Yayınımızı ciddi yapıyoruz. Anladı bunu..

Sonra aramızda güzel şeyler oldu. Adam her bayram kart gönderdi, özür diledi.

Reklamlar
Kategoriler:Nuh Gönültaş
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: